9 Haziran 2012 Cumartesi

‘’Ötekinin’’ , ‘’Ötekileştirdiği’’



 Oldum olası vizyondaki filmleri çok sonra izleme gibi bir huyum var. İyi mi kötü mü bilemedim ama Zenne’yi şimdi izlediğim için pişmanım.
Filmleri teknik anlamda eleştirebilecek kadar sinema bilgisine sahip değilim ama filmlerdeki duyguyu hissedebilecek kadar insan olduğumu zannediyorum. Zenne’nin beni neden bu kadar etkilediğini bilmiyorum ama filmdeki iki sahne yeterince işledi içime. Tek başına, karanlık bir odada babasına telefon eden Ahmet’in ağlayarak ‘’dürüstlük kolay olanı dürüst olacağım; bave min biborine,ibneyim ben,affet beni.’’ demesi ,sonrasında adına töre denen cehenneme kurban gitmesiyle seccadeden damlayan kanların Ahmet’in annesinin beyaz tülbentine damlaması… Hem öfkeyle hem de dalgınlıkla izledim bu sahneleri.
 Her girdiğimiz ortamda dilimizden düşürmediğimiz ‘’Ezilen halklar…’’ diye başlayan buram buram teori kokan laflar var ya onlar geldi aklıma,acıyla gülümsedim. Ezilen halklar…Ezilen sadece halklar mıydı? Birey sadece etnik kökeni yüzünden mi eziliyordu? Cinsel kimliği sebebiyle ezilenler ne olacaktı?
 Öfkeliyim… Filmde anlatılan Ahmet hikayesiydi ama Ahmet, onun durumunda olan Kürt gençlerini temsil ediyordu. Kim bilir beyaz perdeye kırmızıyla boyanmış kaç Ahmet hikayesi sığardı?...
 Urfalı bir ailenin tek erkek evladıydı Ahmet. Erkekliğini ispatlayamadığı için(!) yaşamı elinden alınan TERTEMİZ bir can. Töre evlattan önce gelir mi sorusunun cevabı da verilmişti filmde. En acısı bu cevabı Ahmet’in annesi veriyordu; töre evlattan önce geliyordu!
Hayatta kalabilmenin tek yolu ispat mıdır? Aileye erkekliğini, askere gitmemek içinde eşcinsel olduğunu kanıtlamak zorundaydı Ahmet. ‘’Normal olmak’’ neydi? ‘’Normallik’’ hangi kritere hangi ideolojiye hangi sosyolojik yapıya göre tanımlanabilir? Kendi yaşamını bir başkasına ispatlama zorunluluğunu getiren kimdir? Yaşam mülk edinilebilir bir şey midir?
Benim için bu gece soruları ardı arkasına sıralama vakti. Olur da bir gece telefonum çalarsa en kolayı olsun,dürüstlük olsun diye…