7 Haziran 2011 Salı

''İsterimki oğlumuz düşerek, oynayarak, kırıla - döküle büyüsün. Kafası yarılsın; kandan korkmasın, bir yanı çizilince ağlamasın. Korkusuz,yiğit, dayanıklı büyüsün. Toz toprak onu demir gibi yapacaktır inan. Bu yaşlarda alışmalı değil mi? Yoksa ilerde çok çekeriz acısını.



Hayat kimsenin anası-babası değil; acımasız çarpar insanı. Onun için şimdiden her şeye alışmalıdır. Ve hazır olmalı oğlumuz.''


Selimiye Mektupları - Yılmaz Güney

tam da bir çocuk nasıl yetiştirilir acaba diye düşündüğüm an Çirkin Kral koştu yardımıma.bana kalsa bu dünyaya çocuk getirilmez.hem ne diye çocuk doğurmalı?acı çekip sonrasında güçlü olsun diye mi?sadece agucuk gugucuk zamanında ona sarılıp ''biz çocuğumla arkadaş gibiyiz'' palavlarını dinlemek için mi?

Yılmaz Güney ne demişse doğrudur der önünde eğilirim üstadın ama anlıyorum ki ondaki umut bende yok.önceleri yolda giderken çocuklara bakıp benimde birgün böyle bir parçam olacak derken şimdi nasılsa sende büyüyeceksin ve göreceksin;burası dayanılmaz bir yer diyorum içimden.bugün yolda gördüğüm bebek koşarak bana gelirken keşke dedim içimden keşke hep böyle kalsan,gülücükler saçsan hep etrafa.

herneyse...bildiğim tek bir şey var ki o da ileride bir çocuğum olursa ona önce içten sarılmasını öğreteceğim.aynı evin içinde yabancı olmamak ve yaralarını sarabilmek için.sonrasında tek tek insanları değil,insanlığı sevmesini tembih edeceğim,fazla canı yanmaması için...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder