26 Mayıs 2011 Perşembe

3 senenin her anını dolu dolu yaşamak vardı, yaşadık.3 yıl ne ya diyenlerle sürenin uzunluğu kısalığı ve süreyle dostluğun doğru orantısını tartışmayacağım.(: kaç 3 yıl kaç 5 yıl kaç 20 yoıl daha geçecek acaba? ''yo(ı)l'' aslında yıl olacaktı ama ilk yazdığımda yol yazmışım.tesadüflere inanmıyorum biliyorsun.senden bahsederken parmaklarımın yol yazması kadar doğal ne olabilir ki?... yollar seninle güzel,yıllar seninle güzel dostluk seninle daha da güzel.

bir gün okursan bu yazımı bil ki vakti gelmiştir. hiç bıkmadım söylemekten iyi ki varsın!şu boktan okulun kazandırdığın en güzel insansın sen.bazen düşünüyorum keşke bu kadar anı birikmese sonrası zor diye. sonra kendime geliyorum bunca saçmalığın arasında senin dostluğunda olmasa nice olurdu halim diye. (:

yine yaptın yapacağını.bir tane daha bağıra bağıra söyleyeceğimiz beraberinde içeceğimiz bir şarkımız oldu.yerin çok derin,gözlerin yerinden çok daha derin...


http://fizy.com/#s/1am1yj

24 Mayıs 2011 Salı

benimkiler geldiler yine!heyheylerim fena halde üstümde.şu sıralar insanlardan iyice iğrenmeye başladım.en büyük hatam, olur da bir gün değişirler diye beklemek!hâlâ akıllanamadım ama bu sefer son.artık inanmak,beklemek,güvenmek yok.

şimdi gözlerimi kapatıp bir an önce 4 Haziran'ın gelmesini dileyeceğim ve o günden sonra da eyvallah deyip düşeceğim yollara...

22 Mayıs 2011 Pazar







ne yaparsam yapayım Birhan Keskin okumayı bırakamadım.okuduğum satırları binlerce defa daha okudum.farklı dönemlerde,farklı ruh hallerinde.bu sefer biri var ki fena işledi içime.şiddetle tavsiye efendim:

dur ruth,

aşkın karanlık yüzünde dur, öylece.
hep.
böyle dursun aşk her zaman hayatında.
karanlık yüzünde dur aşkın,
sus. tamamı buydu, de.
bütün yavanlığıyla süren insanların
kuytularında kal. orda kal.
unut ruth,
unut sen
ben sürdürürüm kalan kısmını, hattın bu ucunu
kervanlar ve sahrayla
kendime de sana da ağlarım.
sen sus ruth, sen konuşma,
sen yavan hayata katıl
orda sürdür mutsuzluğunu.
sahra nasılsa geçeceğin yer değil.
ah, ruth, hâlâ sevgili ruth,
ortalıkta dönen yalanlarını hissettim, hep.
isteseydim kolayca ortaya çıkardı.
istemedim. senin kendinden kaçırdığın şeyleri
ben nasıl ortaya koyardım!
sen kendini kandırıyordun,
seyircin oldum
yalanlarını oynayışını seyrettim.
son âna dek.
kendini ikna ettiysen beni de ikna et
istedim.

ruth, mutsuz meleğim.
sen inandırmakla, inandırmamak arasındaki
o siyah noktada durdun.
bunun adı işte: zulümdü.
bu zulümde sen beni bütün uçlarımdan çarmıha gerdin.
ben bütün uçlarımı kanatarak kopardım kendimi ordan.
tekrar tekrar,
tekrar tekrar kanattım ruth,
senin istediğinden fazla kanattım kendimi.
kendimi kendi zulmümde tuttum, orda kaldım.
onu çektim.
yapmasa mıydım ruth?
bunun cevabı artık anlamsız.
ben zaten ruth, bana gelecek olan o zulmü gördüm.
sendekini, sendekileri.
bendeki tamamlanmadı henüz.
son sözü benim söylemem neyi değiştirdi?
hiçbir şeyi.
bir çocuğun, senin çocuğunun ruth, kendini
kandırmasından başka neyi ifade eder bu?
hiçbir şeyi.
benim son sözü söylemem, bendekileri,
hâlâ bende kalanları
sana eksik gelenleri,
hâlâ söylenecek olanları bitiriyor mu?
hayır.
senin eksik kalanlarını, bana söyleyeceklerini
tamamlıyor mu?

hayır, ruth
eksik kalanlar çoğalıyor aramızda.
şimdi, bende kalan boşluğu doldurmak üzere
borçlu değil misin-kendi mutsuzluğunu da
benim mutsuzluğumu da borçlu değil misin bana?
ama bırak öyle kalsın.
insanın yüreğinden geçmeyen borçlar ödenmezler.
sen ruth, sevgilim ruth,
hattın öbür ucundaki derin sessizlik!
sus. istediğin kadar sus artık. öyle kal.
kervanları ben yalnız geçiririm sahradan
sen yalan hayatını sula.
aşksız hayatın kenarında dur.
sana verilecekleri bekle.
tamamı buydu, böyle de.

ama ruth, ben,
benim söylediklerime,
benim çığlıklarıma inanmayanların söylediklerine,
onların çığlıklarına artık inanmayacağım.
söz ruth.
bana en yakın uzaklık sendin.
bir tek sen duydun çığlıklarımı,
artık ruth,
senin söylediğin hiçbir şeye inanmayacağım.

10 Mayıs 2011 Salı

sen mutluluğun resmini çizemezsin Abidin;ama biz mutluluğun fotoğrafını çekeriz!

çok sevdiğim insanları kelimelere sığdıramadım hiçbir zaman.fazlasıyla hayal kurar ve hayalimi gerçekleştirmek için bir fırsat çıkarsa karşıma hemen uzaklaşırım oradan.bundan dört ay önce de aynısını yapmıştım.hayalimde öyle bir Sırrı Süreyya Önder yaratmıştım ki ''Sırrı Baba'm'' diyordum ondan bahsederken.ve o iki adım önümdeydi bense cümle bile kuramamıştım.sonra Kerem, Sırrı Abi'yi İstanbul'da bir kafede görmüş, hemen beni aramıştı konuşmak ister misin Gulan diye...''sorulur mu Kerem tabiki isterim!'' dememle Sırrı Abi'nin sesini duymam bir olmuştu.''Abi ben Gulan.en son siyasalda karşılaştık ama cümle kuramadım seni görünce deyiverdim.o da ''bir dahaki buluşmada hemen geliyorsun yanıma.'' demişti o sıcacık şivesiyle...

10 Mayıs 2011.bugün tüm cesaretimi topladım ve söyleşi bitiminde fırladık Aslı'yla Sırrı Abi'nin yanına.her zaman fotoğraf çektirmek için sıraya giren insanlara gülerken şimdi ben de aynı durumdaydım ve hiç umrumda değildi. :) yanında olmak,sesini duymak apayrı iken birde hayal ile gerçeğin aynı olduğunu anlayınca evet dedim mutluluk tam olarak bu!




 
o duymadı,yüzüne de söyleyemedim ama içimden bir kez daha ''Sırrı Baba'' deyiverdim.

her acıyı,her sıkıntıyı tatlı diliyle anlatan Sırrı Abi...sen girersen o meclisin kapısından işte o zaman bizim meclisimiz diyebileceğim,bizim vekilimiz diyeceğim.tüm ötekileştirilenlerin acılarını alıp o koca yüreğinde biriktirip dökerken kağıda,perdeye artık güzel günleri görebilmek adına, o kürsüden konuşurken sen yine sessizce söyleyeceğim içimden ''bu mecliste bizim yüreğimizi,acılarımızı,umutlarımızı taşıyan biri var artık.hoşgeldin Sırrı Baba'm...''

ve Sırrı Abi'yle gelen bir güzel yürek daha.her günümüz böyle olsun Aslı'm hoşgeldin...