17 Ocak 2011 Pazartesi

geçen yıl söylemiş Sırrı Baba'm ve hiçbir şey değişmemiş bu seneye kadar...

sevgili kardeşim hrant!

altına girmek için cevahir ömrünü feda ettiğin anadolu topraklarının çocuklarına, henüz küçücük bebeklerken anlatılan bir masal vardır.

çocuğun minicik avcunun tam ortasına yetişkin bir parmakla basılır ve 'buraya bir kuş konmuş...' diye başlar...
sonra devam edilir. o minicik parmaklar tek tek, bir güvercinin nasıl katledildiğine dair ayrıntılı bir 'operasyon'a suç ortağı yapılarak anlatılır.
'bu tutmuş...' denilir önce.
'bu tüylerini yolmuş...' denir ardından...
'bu pişirmiş...' dedikten sonra,
'bu yemiş...' diyerek masalın vahşet boyutu iyice ballandırılır.
adını serçeden alan en küçük parmak 'hani bana' diyerek ağlamaktadır masalın sonunda.

bu ülkeyi kocaman bir avuç olarak düşün sevgili kardeşim.
masalları bile vahşetin suç ortaklığıyla bezeli bir iklimin tam da avucunun ortasına konmuştun, bütün tedirginliğinle.
bir hoyrat parmak tam da üzerine basarak, bu 'operasyon'u, bu ülkenin bir serçe kadar ufalmış küçücük zihinlerine göstere göstere, arsızca, hayasızca anlatmaya devam ediyor.
'bu tutmuş...' denilenler var ya... işte senin ilk katillerin onlardır, biliyoruz!
bir serçe kadar aklı olmayanlar, bir alıcı kuş gibi çöktüler üzerine.
mahkeme kapılarına darağaçları kurdular önce.
tescilli çakallarını, itini, köpeğini oraya üşüştürdüler.
güvercin kasapları da diyebiliriz onlara.

katillerini tabiiki tanıyoruz; mermiyi şarjöre ilk onlar yerleştirdi.
'tüylerini yolma' işini büyük bir kanperestlikle üstlenenleri sen de biliyorsun.
o yiğit bedenin var ya o yiğit bedenin, şu köhne kaldırıma düştüğünde üzerini onların paçavralarıyla örtmüşlerdi. ders gibi gerekçe diyenler de vardı, yargıtayı böldüğünü haykıranlar da.
bir kez 'kanadı kırık kuş merhamet ister' diyemediler.
katillerini elbetteki tanıyoruz; mermiyi namluya sürenler de onlardır.
'pişirmek', iyice aç, çıplak ve savunmasız bırakmak bu ülkenin kozmik geleneğinin en iyi bildiği iştir.
onu hiç kimselere bırakmadılar.
esen yelden hile sezen asırlık gelenekleri ve nobranlıklarıyla gözlerini kör, kulaklarını sağır, dillerini lal ettiler.
bir düğün sağdıcı gibi kanlı günün hazırlıklarını yapıp, önündeki engelleri temizlediler.
işlerini layıkıyla yaptılar. yapamadıklarını da katlinden sonraya bıraktılar. o kadar pervasız, o kadar küstahtılar.

katillerini elbette tanıyoruz;
seni nişangah aynasına koyup, kahpe pusuya düşürenler onlardır.
bu kanlı ziyafeti yiyenler, onlar için konuşmaya bile değmez.
onlar cezaevinde fiziksel olarak, mahkemede zihinsel olarak semirtilip duruyorlar.
'kurban' olduklarını bilmedikleri için önlerine konan küspeyle beslenmelerini ikram zannediyorlar.
dünyanın bütün dinlerinde, dünyanın bütün dillerinde arkadan vuran kalleştir,
arkadan vuran şerefsizdir,
arkadan vuran puşttur.

katillerini tanıyoruz: tetiği çekip düşüren onlardır.
bizler, arkadaşların, 'hani bana' demeyenler, bu zalimler sofrasına haykırıyoruz.
hepiniz asli failsiniz! hepinizi tek tek tanıyoruz!

kardeşler!

3 yıl önce tam da burada yere düşen, sadece kardeşimiz hrant değildir.
yere düşen namusumuz, izzetimiz ve haysiyetimizdir.
bunu namusu saymamak namustan habersiz olmak demektir.
bunu haysiyet saymamak, haysiyetten nasipsiz olmak demektir.
mademki katilleri tanıyoruz,
gün katilleri ve çanak tutanları teşhir etmek günüdür.

kahrolsun faşizm.
kahrolsun faşist ergenekon devleti.
yaşasın insanlık onuru.
yaşasın tüm dünya halklarının onurlu kardeşliği.


sırrı süreyya önder, 19.01.2010, agos'un önü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder