28 Ocak 2011 Cuma

ama dostumsun sen benim...

10 gün oldu bugün...bir tek kişiden alabiliyorum haberini,kime sorsam sanane,sen nesi oluyorsun da soruyorsun diyecekler gibi.böyle zamanlarda herkes en yakını oynar ve kırar çevresindekileri,anlamazlar kimseyi.biliyorum aramıza yeniden döndüğünde ''aman canım abartmışsınız sizde'' deyip kapayıvereceksin yaşadıklarını.ama gözlerin daha puslu bakacak,ellerin yorgun fakat güçlü,yüzün daha da büyümüş olacak.yeni bir sen doğuracaksın.bunlar olacak olmasına da keşke bambaşka bir yerde büyüyebilseydin diye geçiriyorum içimden.o haşarı tavrını,çocuksu yanını yitirmenden korkuyorum.kısa veya uzun farketmez.bir kere görünce o taş duvarı,demir kapıyı hayat ne yapsada ısıtamıyor adamı!öyle adamlar tanıdım,öyle hikayeler dinledim ki yine de farkına varamamışım,çok iyi hissedememişim anlatılanları.ama şimdi anlıyorum hatta olanlara karşı nasıl durduklarını gördükçe takdir ediyorum.gulan diyorum kendi kendime sen bu durumu hazmedemezken, insanlar babalarını,analarını,kardeşlerini,sevgililerini nasıl beklemiş nasıl çıldırmamışlar dışarda?

konuşamıyorum artık sadece yazıyorum ya da susuyorum.haa bir de geceleri uyuyamıyorum.duvar daha da soğudu yatağım batıyor.başımın altındaki yastık değil diken oluyor...

bir ameliyata gireni, bir de mapushanedekini bekleyen için zordur dışarda kalmak.içerde olan kendini,endişelerini,umutlarını,umutsuzlarını,isyanını bilir ama dışardaki hep daha basitini düşünür:nasıl oldu,yemek yedi mi,uyudu mu,bir ihtiyacı var mıdır,ne yapsak,nasıl etsek...uzar gider.sen yokken bol bol düşündüm,sen yokken daha çok sarıldım kitaplara,türkülere.bazen dilimin ucuna geliyor ama haddime değil diyorum ve susuyorum.dişlerimi sıkıp ahh be çocuk ahh demekten alıkoyamıyorum kendimi.yaşamın gidiyor,zamanın gidiyor,geleceğin gidiyor.bir yola girdiğimizde inandıklarımız uğruna bedel ödemeyi göze alırız.hangi tercihten yana olursak olalım ötekinden vazgeçmiş oluruz.ama bazen öyle tercihler yaparız ki vazgeçtiğimiz hayatımız olur.bu tercihler kahramanlar yaratır yaratmasına ama ya daha sonrası?yıllardır inandığımız o tek sözcük uğruna(artık ağzıma bile almıyorum,basitleşiyor) yitirilenler ve hâlâ yitip gidenler...bilmiyorum çocuk sen gittin gideli kafamda bir sürü soru.mesleğe başlamaya çok az bir süre kalmasına rağmen içinde bulunduğum yeri bile sorgulayıp nefret ettim kimi zaman kendimden.hangi adalet için,kime adalet için çalışacağım?sonra da bir karara vardım ve bunun için her ne pahasına olursa olsun çabalacağım.senin için,bizler için,gelecek için.birkaç yıl sonra beni daha iyi anlayacaksın.belki bir şey söylemeyeceksin ama anlayacaksın.işte ben ancak o gün rahat bir uyku uyuyacağım.

bugün Nâzım'ı yad ettik çocuk.Nâzım sayesinden seni,senin sayende dostluğu...her dizede aklımızdaydın.baktık İrem'le birbirimize, anladık,sustuk.o sırada müthiş bir şey oldu.sen gittiğinden beri İrem'le sürekli dinlediğimiz o ezgi hiç olmadık bir anda çalmaya başladı.evet dedim içimden Yusuf'um da burada!bazı eksiklikleri ana,baba,kardeş tamamlayamıyor.bazı eksiklikler ancak dostlarla gideriliyor.bir gün ulaşacak bu yazdıklarım sana belki şaşıracak,belki yine o neşeli tavrınla bir espiri yapacaksın.keşke daha fazlasını yapabilsem senin için.bir gün geleceksin ve biz senle uzuun uzuun sohbet edeceğiz.daha iyi tanıyacak daha iyi anlayacağız birbirimizi.çocuk yazıyorum diye kızma sakın tamamiyle içtenlikten;çünkü bendeki yerini bugün bir kez daha anladım kalemim kadar yakın,kalemim kadar dostumsun benim.insanlar zaman ilerledikçe hayattan umudunu kesiyor,hayalleri yok oluyor,zamanı daralıyor.ama sen ilk günkü gibi umutlu,ilk günkü gibi heyecanlı,ilk günkü gibi kararlı ve hayata kafa tutabildiğin için çocuksun.60 yaşına da gelsen o ruhu taşıdıkça çocuk diyeceğim sana,hayatımdaki en haşarı çocuk...

gulan

taa ki sen gelene kadar:

http://www.dailymotion.com/video/x625w2_grup-yorum-ulayir-sana_music

17 Ocak 2011 Pazartesi

geçen yıl söylemiş Sırrı Baba'm ve hiçbir şey değişmemiş bu seneye kadar...

sevgili kardeşim hrant!

altına girmek için cevahir ömrünü feda ettiğin anadolu topraklarının çocuklarına, henüz küçücük bebeklerken anlatılan bir masal vardır.

çocuğun minicik avcunun tam ortasına yetişkin bir parmakla basılır ve 'buraya bir kuş konmuş...' diye başlar...
sonra devam edilir. o minicik parmaklar tek tek, bir güvercinin nasıl katledildiğine dair ayrıntılı bir 'operasyon'a suç ortağı yapılarak anlatılır.
'bu tutmuş...' denilir önce.
'bu tüylerini yolmuş...' denir ardından...
'bu pişirmiş...' dedikten sonra,
'bu yemiş...' diyerek masalın vahşet boyutu iyice ballandırılır.
adını serçeden alan en küçük parmak 'hani bana' diyerek ağlamaktadır masalın sonunda.

bu ülkeyi kocaman bir avuç olarak düşün sevgili kardeşim.
masalları bile vahşetin suç ortaklığıyla bezeli bir iklimin tam da avucunun ortasına konmuştun, bütün tedirginliğinle.
bir hoyrat parmak tam da üzerine basarak, bu 'operasyon'u, bu ülkenin bir serçe kadar ufalmış küçücük zihinlerine göstere göstere, arsızca, hayasızca anlatmaya devam ediyor.
'bu tutmuş...' denilenler var ya... işte senin ilk katillerin onlardır, biliyoruz!
bir serçe kadar aklı olmayanlar, bir alıcı kuş gibi çöktüler üzerine.
mahkeme kapılarına darağaçları kurdular önce.
tescilli çakallarını, itini, köpeğini oraya üşüştürdüler.
güvercin kasapları da diyebiliriz onlara.

katillerini tabiiki tanıyoruz; mermiyi şarjöre ilk onlar yerleştirdi.
'tüylerini yolma' işini büyük bir kanperestlikle üstlenenleri sen de biliyorsun.
o yiğit bedenin var ya o yiğit bedenin, şu köhne kaldırıma düştüğünde üzerini onların paçavralarıyla örtmüşlerdi. ders gibi gerekçe diyenler de vardı, yargıtayı böldüğünü haykıranlar da.
bir kez 'kanadı kırık kuş merhamet ister' diyemediler.
katillerini elbetteki tanıyoruz; mermiyi namluya sürenler de onlardır.
'pişirmek', iyice aç, çıplak ve savunmasız bırakmak bu ülkenin kozmik geleneğinin en iyi bildiği iştir.
onu hiç kimselere bırakmadılar.
esen yelden hile sezen asırlık gelenekleri ve nobranlıklarıyla gözlerini kör, kulaklarını sağır, dillerini lal ettiler.
bir düğün sağdıcı gibi kanlı günün hazırlıklarını yapıp, önündeki engelleri temizlediler.
işlerini layıkıyla yaptılar. yapamadıklarını da katlinden sonraya bıraktılar. o kadar pervasız, o kadar küstahtılar.

katillerini elbette tanıyoruz;
seni nişangah aynasına koyup, kahpe pusuya düşürenler onlardır.
bu kanlı ziyafeti yiyenler, onlar için konuşmaya bile değmez.
onlar cezaevinde fiziksel olarak, mahkemede zihinsel olarak semirtilip duruyorlar.
'kurban' olduklarını bilmedikleri için önlerine konan küspeyle beslenmelerini ikram zannediyorlar.
dünyanın bütün dinlerinde, dünyanın bütün dillerinde arkadan vuran kalleştir,
arkadan vuran şerefsizdir,
arkadan vuran puşttur.

katillerini tanıyoruz: tetiği çekip düşüren onlardır.
bizler, arkadaşların, 'hani bana' demeyenler, bu zalimler sofrasına haykırıyoruz.
hepiniz asli failsiniz! hepinizi tek tek tanıyoruz!

kardeşler!

3 yıl önce tam da burada yere düşen, sadece kardeşimiz hrant değildir.
yere düşen namusumuz, izzetimiz ve haysiyetimizdir.
bunu namusu saymamak namustan habersiz olmak demektir.
bunu haysiyet saymamak, haysiyetten nasipsiz olmak demektir.
mademki katilleri tanıyoruz,
gün katilleri ve çanak tutanları teşhir etmek günüdür.

kahrolsun faşizm.
kahrolsun faşist ergenekon devleti.
yaşasın insanlık onuru.
yaşasın tüm dünya halklarının onurlu kardeşliği.


sırrı süreyya önder, 19.01.2010, agos'un önü

16 Ocak 2011 Pazar

Bulunur mu çaresi?

döndürüp döndürüp dinliyorum bu şarkıyı.ilk dinlediğimde umut vermişti,ikinciden sonra inceden inceye bir sızı.gerçekten var mıdır çıkmazlardan kurtulmanın bir yolu?hiç tanımadığın, iki ortak an'ın dışında hiçbir şey paylaşmadığın birini bulmak şarkılarda,her akşam uykuya değil onun omzunun içine gömüldüğünü hayal etmek,yer yer umutsuzluğa kapılıp sonra toparlanmak,zıt kutuplu ne varsa onun sayesinde yaşamak...önce umut zamanla u-mutsuzluk... pekiii sertab abla sen söyle uyuyup uyanmak yerine,uyusam ve o gelene kadar gözümü hiç açmasam olur mu?...

sizde dinleyin efendiim: http://www.dailymotion.com/video/xdl81h_sertab-erenerbir-caresi-bulunur-201_music

9 Ocak 2011 Pazar

Cemal Süreya diye bir ADAM...

''Daha nen olayım isterdin,
Onursuzunum senin!''

der ve şimdiki aşklara öyle güzel giydirir ki!şair olmak ileriyi görebilmek mi?anlamlandıramadığımız duygularımızı, bize bir bir söyleyip bir de bunları kağıda dökmek mi?sözcükleri bir hattat sabrı ve becerisiyle yüreğimize işlemesi mi?şair dediğin Cemal Süreya gibi bir adam mı?Elbette.

Saygıyla,sevgiyle ve büyük bir özlemle anıyorum...



kalemimizde,kağıdımızda,düşüncemizde ve yüreğimizdesin!

Ocak ayını sevmiyorum.Gidişleriyle daha da sert bir kış yaşatıyorlar bize.Bilmem dikkat ettiniz mi ''Cumartesi Anneleri''ne ithafen hazırlanan videolarda en önde saçlarının yarısı ağarmış diğer yarısı kınalı,gözleri dolu,elindeki fotoğrafa canlıymış gibi sarılan bir kadın görürsünüz.Ona bakınca kendi acılarınızdan utanırsız.Karanfillerden,fotoğraflardan medet umar o ana.Oğlunun gelmeyeceğini bilir ama diğer annelere destek olur, belki birgün onların yavruları gelir diye.Bir tanesi kavuşsa oğluna veya kızına Metin'in yüreğine su serpilecek der.Bir tanesi dönse yuvasına sanki Metin gelmiş gibi en sevdiği yemekleri yapacak,yatağını hazırlayacak ve o uyuduktan sonra sabaha kadar başında dualar okuyacaktır.Dualar...Sahi dualara inanan anaların dışında kim kaldı?Hangi dua bir ananın ağzına yakıştığı gibi yakışır insana?Ben inanırım veya inanmam önemli değil ama benim bildiğim tek bir şey var; bir dua sadece bir anaya yakışır ve evlat acısını ana olmadan anlamak imkansızdır.

Evladı gözbebeğidir ananın,ona gelecek ufacık kötülük kör eder anayı.Fadime Ana, Metin'nin okulunu bitireceği günü düşledi,diplomasını alıp mesleğe başladığı günü,evlenip ve torunlarını seveceği günü düşledi.Metin okulunu bitirdi ama gazeteciliğe merak saldı,öğrencilik yıllarında verdiği mücadeleyi şimdi mesleğinde verecekti,kararlıydı.''Bu haberi ben izlemeliyim'' diye fırladı yerinden ve Ümraniyede öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy'e gitti.Sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı.Haberi izleme konusunda ısrarcı olan Metin,yüzlerce kişi ile birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürülüp polislerin şiddetli coplarına maruz kaldı ve yaşamını yitirdi.Devlet yetkilileri önce sandalyeden düştü,duvardan düştü dediler.Ancak gerek Metin'nin ailesi,avukatı ve yürekli meslektaşları bu işin peşini bırakmadı.Metin Göktepe davası mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti olarak tarihte yerini aldı.

Fadime Ana bir Metin'ini kaybetti ama kendi söylemiyle binlerce Metin kazandı.''Onun acısı hiç dinmedi.''dedi.Metin unutulmadı unutturulamadı. Fadime Anam aşure yapıp dağıttı,binlerce Metin yesin Metin'in de ruhuna gitsin diye...

http://www.dailymotion.com/video/x1oa35_ferhat-tunc-agit_music

8 Ocak 2011 Cumartesi

08.01.2011

beklemeli...eğer elinden geleni yapmış hatta ben bunu hayatta yapmam demene rağmen yapmışsan, beklemeli.içim, beklediğim her dakika kıpır kıpır.keşke diyorum ama bu iş işten geçtikten sonra olan keşkelere benzemiyor,hani beklerken umudun için keşke dersin ya bu sefer ki öyle.bekleyelim,bir sonuca varır elbet.

7 Ocak 2011 Cuma

uzun zamandır kalemi alamıyordum elime. bugün garibim ne noktalama işaretleri,ne yazım kuralları hiçbiri umrumda değil sadece kelimeler... hani sırtında sürekli bir duygu bir düşünce taşımak zorunla olan o emekçiler.tuhaf mı geldi emekçi değil midir kelimeler?omuz omuza verip duyguları inşa etmezler mi,düşüncelere kol kanat germezler mi?

başta da dedim ya tuhafım şu aralar.çok konuşmuyorum sadece dinliyorum ve izliyorum.yorgunum galiba henüz küçük ama yorgun.nasıl olur da 21 yaşındaki biri kendini 30 yaşında hisseder yahut bu hissettiklerim 30 yaş hissi midir peki 30 yaşına geldiğimde kaç yaşında hissedeceğim vsvsvsvsvs...sorgulamaya başlayınca gidiyor işte,elimde değil.duygularım düşüncelerim öyle iç içe girdi ki bir köşeye çekilip ayrılmalarını bekliyorum ama ne düşüncelerim duygusuz ne de duygularım düşüncesiz ediyor.olmuyor.bir kuytu buldum içimde.aslında küçüklüğümden beri varmış da ben şu sıra çok sık uğrar olmuşum yanına öyle diyor.azıcık sitem etmeyi de ihmal etmiyor hani.belki diyor daha sık uğrasaydın yanıma bu sefer böylesine uzun süre kalmak istemeyecektin.amaan boşver diyorum bir iki gün afallarlar üçüncü gün alışırlar nasılsa...ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu yüzyılda kopması ne kadar süre alır ki en fazla üç gün.abarttığımı düşünenler varsa denesin,görsün.

şimdi geçiyorum içimin en kuytu yerine.türküler dinliyorum bol bol.şiir ve roman okumayı da ihmal etmemek lazım,üzerine biraz da tiyatro serpiştirdim mi benden iyisi yok.eskiler öylesine içten yazmışlar,söylemişler,oynamışlar ki yaşadığım zamanda hiçbir şey samimi gelmiyor artık.kim bilir belki de bunun ağırlığıdır içimdeki.belki diyorum belki bir yerlerde bir boşluk bırakmışlardır.olur ya bir gün farkeder de o boşluğu doldururum.ahhh o umutta olmasa ne zamana kadar katlanılır ki bu dünyaya?