3 Haziran 2010 Perşembe

Haziranda ''kalmak'' zor ... !

 Haziran...Mayıstan sonra kayıpların devam ettiği o kavurucu ay!Sıcaktan değil,yitirdiklerimizin özleminden...

 Onlar ki yüreklerini dizelerine dökenlerdi.Onlar ki insanlık için kalemini kılıç yapanlardı.Onlar ki memleketi ve memleketinin insanları için hapishanede yatmış,düşünceleri uğruna hasrete terkedilmişlerdi.

3 Haziran 1963...Kırgındı Nazım giderken.Bakanlar Kurulu kararıyla, sevdalısı olduğu ülkesinin vatandaşlığından çıkarılmıştı.Uğruna hapishanede yatmış,binlerce şiir yazmış olduğu memleketinin, üst düzey(!) yetkilileri, vatandaşlıktan çıkarmışlardı onu.O ise sadece yazdı,bağırmadı yazdı,çamur atmadı yazdı,o durgun ve huzur veren yüzüne yakışanı yaptı, yazdı!


vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.

En güzel cevabı kalemiyle vermişti Nazım,beyinlere yüreklere kazımıştı bu dizeleri.O günden bugüne değişen ne oldu?Sadece çerçeve...Nazım artık Türk vatandaşı,kağıt üzerinde...Nazım'ı gerçekten anlayanlar,Nazım'ı gerçekten sevenler için bu haber çok da bir şey değiştirmedi esasında,tıpkı benim gibi.Nazım Hikmet  yurtdışında milyonlarca ödüle layık görüldü.Türkiye ise bu ödüllerden sonra onu vatandaşlığa layık gördü.İşte aradaki ince çizgide buydu.İngiltere Shakespeare nasıl sahip çıkıyorsa,Fransa Victor Hugo'yu nasıl bağrına basıyorsa,Rusya için nasıl bir ilahsa Dostoyevski,Nazım da Türkiye için çok büyük bir değerdi;ama değeri bilinmedi, o ise yine bağırmadı o yine ''Memleketim'' dedi ve memleketine hasret gitti.Ya anlamak istemiyorlar ya da bizler anlatamıyoruz.Ölüm bir son değil evet, ama ölümden sonra yaşanılacak bir dünyaya inandığımızdan değil,yaşadığımız dünyaya imzamızı atabildiğimiz için ölüm bizce bir son değil.Nazım ise bu dünyaya imzasını atan en değerli şairlerden biriydi.


 2 Haziran 1991 günü Türkiye, bir şiir kitabı tam 40 baskı yapmış, ''Anadoluyum Ben'' diyerek memleketine sevdasını haykıran bir diğer yüce şair,Ahmed Arif'i kaybetti. Memleketini insanlarını,,işkenceleri,yanlışları,sevdaları, hasreti cesur yüreğiyle ve kalemiyle dile getirdi Arif.Hayatın mucizesi bebeklerdi,çocuklardı onun için.Umudu onlardaydı.Yıllar sonra yanımızda olmasa da umut dağıtıyordu bize:

öyle yıkma kendini,


öyle mahzun, öyle garip...
nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne - üstüne,
tükür yüzüne celladın,
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile.
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni.




gör, nasıl yeniden yaratılırım,
namuslu, genç ellerinle.
kızlarım,
oğullarım var gelecekte,
herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
kaç bin yıllık hasretimin koncası,
gözlerinden,
gözlerinden öperim,
bir umudum sende,
anlıyor musun ?

 Anadoluydu o.Şiirlerinde Diyarbakır'ı hisseder,Ankara'yı yaşardınız.Anadoluyu,Anadolu insanını görürdünüz onun şiirlerinde.

 Memleketini,Anadoluyu,insanlığı sevmenin kaderi bu olsa gerek.Yaşarken varlığın inkarı,öldükten sonra varlığın şahlanışı.Ah benim güzel memleketim, uğrunda daha niceleri ölecek ve dilerim sen varlıklarını yaşarken farkedebilirsin.Dilerim bir avuç bin,binler yüzbin olur ve benim güzel memleketim, dilerim; birgün sende gülersin...

**Türk edebiyatının en büyük iki şairini saygı ve sevgiyle anıyorum.**

Gulan Çağın Kaleli
**g.ç.k (:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder