28 Mayıs 2010 Cuma

Tanrım,yeterince sınadıysan sadede gelebilir miyiz lütfen ? (:

 Evet,son zamanlarda böyle düşünür oldum.Yeterince -varsa tabi böyle bişi- sınandım.Güzel dersler çıkardım,hiçbir şey kaybetmedim ama çok şey kazandım.

Aslında hayatın karşıma çıkardığı fırsatlara sürekli sevinir ve kendimi şanslı sayardım,oysaki şansları ben yaratıyormuşum.Zamanla anladım...

Zaman geçiyor ve ben o çocuk aklımla daha doğrusu hayallerimle zamanı durdurabildiğimi düşüyordum.Nasıl mı?Uyuyarak :) Belki çok gülünç geliyor ama ben küçükken uyuyunca zamanın durduğuna inananlardandım.Şimdi mi?

O günlerden bugüne ne değişti diye sorarsanız yanıtı kısaca ve net: insanlar.Ben uyuyunca aslında zaman durmuyor,aksine bugünün insanları gibi gelip geçiyormuş.Ben uyurken iyi insanların yerini maskeli amcalar alıyormuş.Dünya dönüyormuş dönmesine ama insanla-insanlık arafında donup kalıyormuş.Zamanla anladım...

Sözcüklere aşığım ben!Bir de o sözcüklerin hakkını kalemi ile verenler yok mu,işte bir tek o sözcüklerin hakkını verenlere boyun eğerim şu dünyada.Uyanmam gerektiğini onlar fısıldadı kulağıma,kalk iyi insanların sözcüklere ama en içten olanlarına ihtiyacı var dediler.Açtım gözlerimi...Uyurken başımı okşayan annem evi toplama telaşesindeydi,babam çalışmak zorundaydı ve evden erkenden çıkmıştı,kardeşim kendince sorunlarıyla evde soğuk rüzgarlar estiriyordu.Yavaşça kalktım yatağımdan,banyoya gittim,yüzümü yıkadım ve kafamı kaldırıp aynaya baktığımda,daha erken dedim daha çok erken böyle bakmak için,toparlan ve dışarı çık!Giyindim saçlarımı topladım anneme sımsıkı sarılıp çıktım evden.

Her zamanki sokakta yürüyordum her zamanki ağacın altından geçiyordum;ama hergün geçtiğim sokağa bahar gelmişti,hergün altından geçtiğim ağacın kiraz ağacı olduğunu o gün farketmiştim.Köşedeki bakkala uğradım bir gazete ve küçük bir kek aldım.O sırada bakkal amcayla her zamanki içten sabah sohbetimizi ettik.Birden baktı yüzüme hayır dedim şimdi değil,şimdi söyleme!Durdu ve yüzüme baktı her zamanki güleç yüzüyle ''Büyüdün Çağın,daha dün şu kadarcıkken(eliyle işaret ederek) şimdi genç bir kız duruyor karşımda.'' Daha sonra benim için ayırdığı köşe yazısını çıkarttı terazinin altından, aldım ve çıktım dükkandan.

Yürüdüm...Ne zaman canım sıkılsa saatlerce yürürüm,yine yürüdüm.Uyurken gördüklerimi düşündüm,rüyaydı,kabustu her ne zıkkımsa ondandı işte!Bambaşka kişiler gördüm,bambaşka sorunlar,olaylar,arada da mucizeler...Ama sonları aynıydı,yakışıksızdı değerinin çok altındaydı.Neden dedim ve her zamanki cevabı verdim:çünkü en nihayetinde ''insandı'' ! Peki insan olmak bu kadar basit olmak mıydı? İnsan olmak dünyanın en erdemli halidir,insan olmak yaşamın her saniyesinin hakkını vererek yaşamaktır,insan olmak kendini bir kere düşünürken karşıdakini iki kere düşünmektir.Uyurken, insan maskeli onlarca kişi gördüm.Uyandım işte durum yine aynı;aile ve birkaç dostun varlığı düzeltmese de durumları katlanır kılıyordu işte her şeyi.

 Uyandım.Sözcüklerim,düşüncelerim,yaşadıklarım,yaşayamadıklarım ve yaşayacaklarım...Bir kısmı rüyalarıma bir kısmı da gerçeklerime ait birbirinden farklı bir o kadarda aynı olan yaşamım.Bugün bir cesaret baktım aynaya,yansımamda inadına gözlerime baktım,evet dedim büyümüşüm ve yine aynı cesaretle bağırdım aynadaki yansımamla ''Tanrım, yeterince sınadıysan sadede gelebilir miyiz,lütfen ?''

Gulan Çağın Kaleli

**g.ç.k (:

23 Mayıs 2010 Pazar

Üstâd'a bıraktım bu sefer sözü !

NERDEN GELİP


NEREYE GİDİYORUZ?



doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,

kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu

ve taşı yonttuğumuzdan beri

yıkan da, yaratan da biziz,

yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.



arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,

arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin,

toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.



kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?

bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?



çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,

günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,

çocukların avuçlarında yeşerecekler.


çocuklar ölebilir yarın,

hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından,

düşerek de değil kuyulara filân;

çocuklar ölebilir yarın,

çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,

çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında

arkalarında bir avuç kül bile değil,

arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.

negatif resimcikler boşluğun karanlığında.

kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.

bir deniz görüyorum

ölü balıklarla örtülü bir deniz.

negatif resimcikler boşluğun karanlığında,

yaşanmamış günlerimiz

çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.



bir şehir vardı.

yeller eser yerinde.

beş şehir vardı.

yeller eser yerinde.

yüz şehir vardı.

yeller eser yerinde.

yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,

şair kalmayacak ki!



pencerende bir sokak bulvarlı.

odan sıcak.

ak yastıkta üzüm karası saçlar.

adamlar paltolu,ağaçlar karlı.

penceren kalmayacak,

ne bulvarlı sokak,

ne ak yastıkta üzüm karası saçlar,

ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar.

ölülere ağlanmayacak,

ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki!

eller kalmayacak.

negatif resimcikler dalların altındaki

yok olmuş olan dalların altındaki.

yok olmuş olan dalların üstünden

o bulutlardır geçen.

güneye götürmeyin beni,

ölmek istemiyorum...

ölmek istemiyorum,

kuzeye götürmeyin beni...

batıya götürmeyin beni,

ölmek istemiyorum...

ölmek istemiyorum,

doğuya götürmeyin beni...

bırakmayın beni burda,

götürün bir yerlere.

ölmek istemiyorum,

ölmek istemiyorum.

o bulutlardır geçen

yok olmuş olan dalların üstünden.




tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,

kadın, erkek, çoluk çocuk.

ekmek hepimize yetmiyor,


kitap da yetmiyor,


ama keder


dilediğin kadar,


yorgunluk da göz alabildiğine.

hürriyet hepimize yetmiyor.

hürriyet hepimize yetebilir

ve sevda kederi,

hastalık kederi,

ayrılık kederi,

kocalmak kederinden

gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.

kitap hepimize yetebilir.

ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.

yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların

avuçlarıyla birlikte,

boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,

yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.





Çağırı



Tanrı ellerimizdir,


Tanrı yüreğimiz, aklımız,


her yerde var olan Tanrı,


toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte


ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.






İnsanlar sizi çağırıyorum :


kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,


buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,


üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.



çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,


günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,

çocukların avuçlarında yeşerecekler.



Nazım Hikmet