27 Ocak 2010 Çarşamba

Ankara

öyle güzelsin ki...

öyle saf, öyle masum

ve şu an bembeyaz

kimse anlamasa da

anladığını söyleyen olsa da

sana nasıl hayran olduğumu

kimse bilemez Ankara!

öyle bir hüküm giydirmişler ki sana

ona rağmen dimdik ayakta

Yılmaz usta demişti ya:

''Ankara’yı sevmeyene zulümdür

bu kadar insanın neden Ankara’yı sevdiğini anlamadan yaşamak''



sevilmeye değersin işte benim için

sevilmek için masum

sevilmek için temiz

sevilmek için güçlü

sevilmek için savaşıyorsun işte

belki kırılıyorsun

belki kırıyorsun

belki ağlıyor

belki gülüyorsun

belki hüzünlenip bir sigara yakıyorsun

her şeye rağmen beyazların içinde

yıllara inat dimdik ayakta duruyorsun

sigaranın dumanı

o buz gibi havana karışıyor

o eşsiz yalnızlığına

havası kirliymiş, peh!

ben senin o isli havanı seviyorum

isli ve soğuk...

otobüs duraklarında yüzüme çarpan o keskin soğuğunu

sokakta o soğuğa inat mendil satan çocuklarını

insanların koşuşturmalarını izlediğim kuytu köşelerini

birlikte gülümsüyoruz onlara

zavallılar

hep bir yerlere yetişmeliler

geç kalmamalılar hiç

ciddi durup ödün vermemeliler kişiliklerinden

hıh ne kişilik ama

tartsan tartıda sıfır

baksan görünürde sıfır

anlamaya çalışsan anlamsız bomboş bir sıfır

kim bilir birkaç sene...

birkaç sene sonra ben de karışacağım o kalabalığa

o koşuşturmaya

ama Ankara

her kar yağdığında

her beyaza büründüğünde

her zamanki tepede

aynı yerde ve aynı şekilde

aynı ''insanlıkla''

diz çökeceğim güzelliğine!

evet Ankara

seviyorum ellerinde mendil olan çocuklarını

bazen kızıyorum da sana

keşke diyorum

alsan da bassan bağrına gözleri ışık saçan çocukları

sonra bakıyorum biri elinde darbuka

diğer elinde mendil

yaşamaya çalışıyorlar işte

yaşamak denir mi ki buna

soğukta yaşamını bir mendile bağlamaya

sahi neden mendil satar çocuklar

onlar da bilirler Ankara'yı

Ankara'yı ve Ankara'da yaşamayı

işte en büyük neden de budur

yaşamak istiyorsan Ankara'da mendil satacaksın insanlara

er ya da geç lazım olacaktır, adam olana!

mendili alırken bakacaksın gözlerine

teşekkür değil, takdir edeceksin

sen o berenin ve atkının arkasında bir zavallı

o çıplak elleriyle ve ayaklarıyla güçlü bir kahraman

sen naralar atarken o suskun kahraman

yaşayacaksan Ankara'da

susmasını da bileceksin

''nitelikli susma'' olacak ama

öyle her söylenene susarsan ezilirsin

ezilmeyeceksin de ezmeyeceksin de

yeri geldiğinde susacak

yeri geldiğinde bağıracaksın

haklıysan anlaşılır elbet,

haksızsan kabullen, özür dile

her şeyden öte

ve yaşanılası en çirkin olayı yaşamışsan

insanlar kendi pisliklerini

sana atıp kurtulmaya çalışmışsa

iftira atmış

yalan söylemişlerse

çocukluklarına ver!

affetme, unutma; ama kin de tutma

anlaşılır elbet, geç de olsa

ya anlaşılmazsa

önemli değil elbet yaşarsın Ankara'da

sana da onlara da hak ettiğini vermesini bilir bu büyük şehir

sen ''insan'' olarak kal

kalbin çarpsın delice

yine gözlerin ışıldasın

gökyüzüne bak yine

benden bu kadar deme, asla

hiçbir zaman bitmez bu hayata kattıkların

ve Ankara

öyle bir şehirdir ki

çıkarır cevherleri bir bir

girsen de kuytu köşeye

elbet elinden tutup kaldırır seni

bir beyaza bürünür

bir sarıya

bir yeşile

ama en çok beyaz yakışır o güzel tenine

belki bir doğuma hazırlanır

belki bir ölüme

ama her zaman bir varoluşa gebedir

her gün yeni bir umut doğurur

''Çağın'a'' çağını yaşatır

mayısı da farklıdır bu şehrin

kışın beyaz çağını yaşar

ilkbaharda yeşil Çağın'ı

yani Ankara hep varoluş çağını yaşar!



Gulan Çağın Kaleli


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder